Termodinamik | Nisan-2022 | Sayı: 356

Erensan Şirketler Grubu’nun kurucusu, Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Birliği’nin (KBSB) kurucu üyesi, makine sektörünün ülkemizdeki duayenlerindenMesut Eren, Manisa’nın Demirci kasabasında 6 Ekim 1926 tarihinde doğdu. İlkokul öğrenimini doğduğu kasabada bitirdi. 1945 yılında İzmir Atatürk Lisesinden mezun olan Eren, 1951 yılında İTÜMakina Fakültesi'nden Yüksek Makina Mühendisi olarak mezun oldu. 1951 ila 1952 yıllarında, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında İnşaat Şubesi Tesisat Şefliği yapan Mesut Eren, daha sonraki yıllarda, İller Bankası Temel Sondaj Şirketi bünyesinde tesisat şefliği yaptı. 1956 yılında, kendi işini yapmaya başlayan Mesut Eren, kalorifer, sıhhi tesisat ağırlıklı proje ve taahhüt işleri yapmaya başladı. Mesut Eren, Termodinamik dergimizde yayınlanan röportajında büyük bir içtenlikle anlatmış kendi hikayesini. İçinde genç girişimciler için ders niteliğinde anekdotlar var, tecrübe var, tavsiyeler var. Tekrar paylaşalım, hatırlatalım istedik: “Bir kız, bir erkek kardeşim var. Babamız, küçük bir memurdu müftülükte. Manisa’nın Demirci kazasındanız. Demirci’de ortaokul yoktu. Ortaokul birinci sınıfı, Uşak’ta bir hemşerimizin yanında, ikinci sınıfı, Ankara’da amcamların yanında okudum. Üçüncü sınıfa geldiğimde, babamın müftü muavini olarak İzmir’e tayini çıktı. Böylelikle orta ve lise tahsilimi İzmir’de tamamladım. Sonra İTÜ Makine Fakültesi... İTÜ Makine Fakültesi’nden 1951 yılında mezun oldum. O zamanlar, gelişmiş bir sanayiden söz etmek mümkün olmadığından, Makine Mühendislerinin iş bulma olanakları çok fazla değildi. Ancak II. Dünya Savaşı sonrasında Marshall yardımları ile başlayan dönemde Karayolları, DSİ gibi kurumlarda bir hareketlilik başladı. Bizler, makine mühendisleri olarak talep edilmeye başladık. Zaman içinde makine mühendislerinin yoğunluklu çalışma alanları kalorifer tesisatı, sıhhi tesisat alanlarına kaydı. Ben de askerlik görevimi tamamladıktan sonra, bir yıl kadar devlet sektöründe çalıştım. Ardından serbest mesleğe atılma kararı verdim. Ama elimde anlamlı bir sermaye yoktu. 1956’da ‘Yüksek Mühendis Mesut Eren’ firmasını kurdum. İki arkadaştık. Karaköy’de Kaini Han’da bir ofis tuttuk. Kapalı Çarşı’da ikinci el eşyaların satıldığı Sandal Bedesten’den aldığımız tek bir masamız vardı sadece; bir de bugün toplantı odamızda bulunan iki sandalye... Önceleri tesisat projeleri yapmaya başladık. Sermaye olmayınca taahhüt işlerine kalkışamazdık. Kazan sanayiinde Türkiye’nin bir numaralı girişimcisi Sabahattin Sunguroğlu’na gittim. Tanışıyorduk. Aldığı işlerin tesisat projelerini istedim. Heybeliada Deniz Harp Okulu’nun tesisat projesini verdi. Proje işlerinin yanı sıra küçük hacimli taahhüt işleri de almaya başladık. Taahhüt işlerini geliştirmeye çalıştım. İstanbul Üniversitesi’nin 65 bin liralık kalorifer tesisatı ihalesi çıktı. Şartnameyi aldım. Bir teminat mektubu lazım. Yatırılması gereken 7500 lirayı bir araya getirebildim. Parayı yatırdım, ihaleye girdim. Şöyle düşündüm; Deniz Kuvvetlerinde 1000 lira aylıkla çalışıyordum. Oradan ayrılıp kendi işimi kurduğuma göre, elime geçen para 2000 lira olmalı. Bu iş de 1.5 ayda biteceğine göre, 3000 lira kazanmam gerek. Yüzde 25.75 ıskonto yaparak ihaleyi aldım. O işten tahminimin üzerinde para kazandım. Perşembe Pazarı’nda aynı okul mezunu 7-8 arkadaş inşaat malzemeleri firması kurduk. Orada tesisat malzemeleri sattık. 1960-62’lerden itibaren kat kaloriferi işine girdim. İstanbul’da ilk kez kat kaloriferi tesis eden kişi olmakla övünürüm. Bu işe çok bel bağlamıştım. İlk sene 50, ikinci sene 150, üçüncü sene 500 adet kat kaloriferi işi yaparım dedim. Bir haftada, anahtar teslimi olarak bir dairenin kat kaloriferini yapabiliyorduk. Yaşanan bir evin içinde tesisatı kurarken, işçileriniz avizeyi kırıyor, duvar sıvalarını döküyor, evin içinde en gencinden en yaşlısına kadar herkes fikir sahibi ve müdahale ediyor; kimi rengini beğenmiyor, kimisi geçiş yerlerini beğenmiyor... Yani aşmanız gereken engeller, teknik faktörlerle sınırlı değil. Kurduğumuz kat kaloriferleri, gazyağı ile çalışıyordu. O zamanlar gazyağı çok ucuzdu, litresi 25 kuruştu. Sonra 90 kuruş olduğunda, artık bu işi kimse yapmaz diye düşündüm. O yıllarda, Türkiye’de kazan yapan tek firma Sungurlar’dı. Yarım silindirik kalorifer kazanları üretiliyordu. Dökme dilimli kazanların hepsi ithaldi. O zamanın teknolojisi ile üretilen kazanlarda, enerjinin neredeyse % 40’ı kullanılmıyor, atılıyordu. Zira ağırlıklı olarak kondüksiyon kazanlarıydı ve verimi düşüktü. Her ne kadar hava kirliliği gündemde değildiyse de enerji, dövizle satın aldığımız bir şeydi ve neredeyse yarıMesut Eren (6 Ekim 1926 – 10 Nisan 2019) Sektörün Hafızası 58 TERMODİNAMİK • NİSAN 2022

RkJQdWJsaXNoZXIy OTEzMQ==